İyi Bir Terapide Olduğunu Nasıl Anlarsın? Kendine Uygun Terapist Seçmek
- Sevde Altun
- 1 saat önce
- 4 dakikada okunur

Günümüzde az çok herkesin ihtiyacı olan bir alan, terapi. Öyle ki, arz talep meselesine dönüşüp hakiki terapistlerin artmasıyla birlikle işin ehli olmayan kişilerin de bu sahada yer aldığına şahit oluyoruz. Özellikle sosyal medyada bu tarz kişilerin içerik üretmesiyle doğru ve yanlışın birbirine girmesi, dolayısıyla psikolojiye olan ihtiyaç ve ilgi artmasına rağmen işinin ehli bir terapist bulma konusunda yaşanan tereddüt de artmış bulunuyor.
Halihazırda terapi insanın iç dünyasındaki en gizli yanları açtığı, bütün fikir ve duygularını filtresiz olarak aktarma rahatlığına sahip olması gereken bir alanken durum böyle grift bir vaziyet aldığı için bu konuya ışık tutabilecek bir kaç değerlendirmeyi paylaşmak ihtiyacı duyuyorum.
Öncelikle terapistle kurulan bağın terapide edinilen bilgilerden ve terapiyle kendimize ışık tutmaktan daha kıymetli bir gücü ve tesiri olduğu kanaatindeyim. Birey Merkezli Terapi (Person Centered Therapy) öncüsü olan Carl Rogers On Becoming a Person kitabında özellikle koşulsuz kabul, empati, ve terapistin içtenliğinin iyileştirici olduğunu vurgular. Bununla birlikte psikoterapi alanında üstad kabul edilen Yalom "Kurulan ilişkinin kendisi iyileştirir.” diyerek doğrudan terapistle kurulan ilişkinin terapinin diğer yönlerinden daha ehemmiyetli olduğunu ifade eder. Ayrıca The Great Psychotherapy Debate adlı kitabıyla, “terapiyi gerçekten ne iyileştirir?” sorusunu merkeze taşıyan önemli isimlerden biri olan Bruce Wampold, özellikle “ortak faktörler” yaklaşımını savunur; yani terapi sonuçlarını belirleyen şeyin spesifik tekniklerden çok terapist–danışan ilişkisi, güven ve ittifak gibi ortak unsurlar olduğunu ileri sürer.
Peki baştan doğru bir terapist-danışan ilişkisinde olup olmadığımızı nasıl anlayacağız? Buyurun birlikte bakalım.
• Terapistiniz Sizi “Düzeltmeye” Mi Çalışıyor Anlamaya Mı?
İyi terapist her cümlenin sonunda öğüt verme eğiliminde değildir ve kendi değerlerini empoze etmekten itinayla kaçınır. Aktarılan bilgiyi özütüp birlikte değerlendirmek yerine yargılayıcı veya yüzeysel ifadeler kullanılıyorsa sizi anlamaktan/görmekten ziyade hüküm vermeye ve geçiştirmeye dayalı bir sığlık olduğundan söz edilebilir.
Terapide doğrudan ya da dolaylı bir şekilde şu tarz ifadeler kullanılıyorsa;
• “Siz fazla düşünüyorsunuz.”
• “Pozitif olmalısınız.”
• “Ama anneniz de haklı olabilir.”
Bunlar ve benzerleri yargılayıcı ifadelerdir ve terapide bunlara yer yoktur.
İyi terapi, davranışların altında ne olduğunu anlamaya çalışır.
Terapistin akıl vermek ve/veya kararlarını yönetmek yerine neden aynı döngülere girdiğini fark ettirmesi gerekir. Zaten terapiye giden çoğu kişi ne yapacağını bilmemekten değil neden yapamadığını anlamamaktan muzdariptir.

•Kendinizi Yargılanmış Hissediyor Musunuz?
Terapinin doğal akışında onaylama gerekmez fakat danışanın görülüp/gözetilmesi gerekir. Dolayısıyla kişi kendini açıklamak zorunda hissetmez, kendi düşecelerini ve değer yargılarını elekten geçirip sunması gerektiği yanılgısıyla/sıkışmış dürtüsüyle hareket etmez, “saçma düşünüyorum galiba” kaygısı azalır, en utandığı şeyi anlatırken bile buna alanı olduğunun güvencesini daima hisseder.
Terapi; mükemmel görünme yerinin tam aksidir; kişinin eksik ve zorlayıcı yanlarıyla koşulsuz kabul gördüğünü bilerek bütüncül bir hâl diliyle var olabileceği güvenli alanıdır.
•İlk Seanstan Bir Mucize Mi Bekliyoruz?
İlk görüşmenin değişim için büyük bir adım olduğunun altını çizmekle beraber sadece bir görüşmeyle büyük bir farklılık beklemenenin âfâkî olduğunu kabul etmek gerekir. İnsan ilk seanstan sonra sihirli bir değnekle hayatının değişeceği zannına kapılabilir. Bir aydınlanma, duygu boşalımı, rahatlama beklentisiyle ilk görüşmeyi gerçekleştirmiş olabilir. Fakat terapide ilk birkaç seans genellikle terapist muhatabını biricik haliyle tanımaya, hayatındaki örüntüleri tanımlamaya, kişisel değerlerini, yaşam biçimini, dünya görüşünü ve bu dünyada kendini nerede konumlandırdığını görmeye, kişilerarası ilişkilerini nasıl yürüttüğünü anlamaya, neden ve neden şimdi terapiye ihtiyaç duyduğunu keşfetmeye, savunma mekanizmaları ve kendiyle alakalı temel inançlarını gözlemleyerek kişisel bir veri tabanı hazırlamaya çalışır.
•Kaç Seansta Bir Şeylerin Değiştiği Hissedilebilir?
Bu kişinin nevi şahsına münhasır bir durum olmakla birlikte genel tecrübelerle ortalama süreç içerisinde yaklaşık bir ayda terapist ile kurulan organik bağın iyileştiriciliğiyle alakalı bir kanı oluşur. Gerçekten dinlenip dinlenmediğinizi, kendini rahat hissedip hissetmediğinizi, koşulsuz kabul gördüğünüzü veya yargılandığınızı ölçüp tartabileceğiniz yeterli bir süredir. Ortalama altı ay (kişiye göre bir yıldan fazla veya birkaç hafta da olabilir) içerisinde düşünce kalıplarında farkındalık başladığını, ilişki yönetiminde küçük değişimler olabildiğini, duyguları anlamada ve örüntüleri fark etmede netlik kazanmanın başladığını gözlemlemek mümkündür. Daha uzun süreçte tepkilerin sağlıklı yönde değişmeye başlaması,
ilişki yönetiminde kendi değerlerini merkezde tutarak ve karşı tarafı da gözeterek kendini ifade etmede kolaylaşma sağlanması, kendine yaklaşımında iç sesinin yargılayıcı değil de gözetici, daha objektif ve şefkatli bir sese dönüşerek yumuşadığının deneyimlenmesi tecrübe edilir.
Terapinin her zaman “iyi hissettirmek" gibi bir misyonu olmadığı gibi bazen rahatsızlık içinde sakin kalabilmeyi öğütler ve bunu bizzat yaşatarak kabuk değiştirmeye teşvik eder. Fakat bu zahmetli süreçte amaç sürekli kötü hissetmek değildir; acıyla ve huzursuzlukla yüzleşen bir kabul için bu hedeflenir. Yine de uzun süren sürekli bir kötü hissetme hali varsa ve hiçbir ilerleme gözlenmiyorsa, "terapistinizle uyum içinde olum olmadığınız" değerlendirilmesi gereken başlıklardan biri olabilir.
•İyi Terapi Seans Dışında da Düşündürür
Gerçek terapi muhakkak hayatınıza farklı yer ve zamanlarda dokunabilmeli ve sadece seans içinde değil, dışında da iyi gelmelidir.
Bir anda duyduğunuz bir söz karşında “Bir dakika… ben neden hemen suçluluk hissediyorum?”
derken kendini bulabilirsiniz.
İşte bu tarz bağlantılar oluşmaya başladığında terapi işe yarıyor demektir.
İyi terapinin temelde terapi olmadan hayatınızı ve ilişkilerinizi sağlıkla ve huzurla yürütmenizi hedefler. Dolayısıyla terapiste bağımlı hale getirmenin tam aksine yavaş yavaş kendi iç sesinizi duyarak emin adımlar atmanızı amaçlar.
•Terapiste Güvenmek Ayrı, Körü Körüne İnanmak Ayrıdır
Terapistle aynı değerlere sahip olmak gerekmez fakat terapistin danışanın hayat görüşünü anlayabilmesi için kültürel yeterlilik sahibi olması ve koşulsuz bir saygı ile muhattabını kabul etmesi gerekir. Terapistin de her yönüyle insan olduğunu, yanılabilirlik payı olduğunu, uyuşmayan düşüncelerinizin olabileceğini bilerek şu durumlarda dikkat etmek önemlidir:
• Sürekli yargılanmış hissediyorsanız
• Değer ihlalleri varsa
• Kendinizi küçülmüş hissediyorsanız
• Seanslar hep aynı yerde dönüyorsa
• Terapist sizi dinlemek yerine yönetmeye çalışıyorsa
• Seans sonrası sürekli kötüleşiyorsanız ama değerlendirilenler hiç anlam kazanmıyorsa
…başka bir terapistle görüşmek gayet olağandır. Bu doğrudan “terapi işe yaramıyor” anlamına gelmez; bazen sadece doğru eşleşme olmadığına işaret eder.
•Sonuç: İyi Terapi "Biricik Seni" Başka Birine Dönüştürmez
Terapiyle veya terapisiz “mükemmel”, “ultra pozitif”, “asla tetiklenmeyen spiritüel insan” olmak mümkün değildir. Fakat iyi bir terapi kendinizi daha net görerek kendine biraz daha dürüst yaklaşmanızı sağlar; insan ilişkilerindeki tekrarları fark ettirir; utanç yerine anlayış geliştirmeye başlatır; kendi sesinle içindeki eleştirmenin sesini ayırmayı öğretir.
Uyum içerisinde ihya olacağınız otantik terapi bağı kurmanız ümidiyle!
Sevde Altun, MHC-LP
Clinical Mental Health Counselor
New Start MHC
P: 631.482.5958
F: 646.844.5961


