Acı Gerçekten Geçer mi?
- Melike Yavas

- 13 saat önce
- 5 dakikada okunur

Acı çekerken insana en sık söylenen cümlelerden biri şudur: “Zamanla geçecek.”
Belki bunu söyleyen kişi bizi rahatlatmak ister. Belki o an söyleyecek başka bir şey bulamaz.
Yine de acının tam ortasındayken bu cümleye inanmak her zaman kolay değildir.
Bazı sabahlar gözünüzü açtığınız anda hatırlarsınız. Bazı geceler zihniniz aynı yere tekrar
tekrar döner. Normalde hiç düşünmeden yaptığınız şeyler bile ağırlaşabilir; yataktan kalkmak, bir mesaja cevap vermek, hatta bazen yalnızca dişlerinizi fırçalamak bile zor gelebilir.
Dışarıda hayat devam ederken sizin içinizde bir şey durmuş gibidir. İnsanların konuşmaya, gülmeye, planlar yapmaya devam ettiğini görürken kendinize şu soruyu sorabilirsiniz:
“Bu gerçekten bir gün geçecek mi?”
Belki de bu sorunun tek bir cevabı yoktur.
Bazı acılar zamanla hafifler. Bazılarıysa tamamen kaybolmaz; yalnızca hayatımızdaki yeri
değişir. Başlangıçta bütün odayı kaplayan bir şey gibiyken zamanla odanın bir köşesine çekilir.
Orada olduğunu bilirsiniz, fakat artık baktığınız her yerde onu görmezsiniz.
Sonra bir gün bir şarkı çalar, eski bir fotoğraf karşınıza çıkar ya da yıllardır geçmediğiniz bir sokaktan geçersiniz. Uzun zamandır sessiz kalan bir duygu, birkaç saniyeliğine bütün tazeliğiyle geri dönebilir. O anda kendinizi sorgulayabilirsiniz:
“Hani iyileşmiştim?”
Oysa hatırlamak, iyileşmediğiniz anlamına gelmez.
Belki de Acıyı Geçirmeye Çok Çalışıyoruz
Acıyla karşılaştığımızda doğal olarak ondan kurtulmak isteriz. Düşünmemeye çalışır, kendimizi meşgul eder, “Artık bunu aşmış olmam gerekirdi” diye düşünürüz. Ağladığımızda kendimize kızabilir, yeniden zorlandığımızda geriye gittiğimizi düşünebiliriz.
Çevremizdeki insanlar da bazen iyi niyetle “Artık önüne bak”, “Bunu düşünme” ya da “Güçlü ol” diyebilir. Bu sözler rahatlatmak amacıyla söylense de duygular her zaman bizim istediğimiz hızda ilerlemez.
Bataklığın içinde çırpındıkça daha fazla gömülmek gibi, bazen acıyı ne kadar hızlı ortadan kaldırmaya çalışırsak onunla verdiğimiz mücadele de o kadar büyür.
Bazı duyguların ilk ihtiyacı geçmek değil, duyulmaktır.
Araştırmalar da duygudan kaçmak yerine onu fark edip isimlendirmenin duygusal düzenlemeye yardımcı olabileceğini gösteriyor. UCLA araştırmacısı Matthew Lieberman ve meslektaşlarının beyin aktivitesini incelemek amacıyla fMRI kullandıkları bir çalışmada, katılımcılar olumsuz duygularını kelimelere döktüklerinde amigdala tepkisinin azaldığı görüldü. Başka bir ifadeyle, yaşadığımız şeyi “üzüntü”, “korku” ya da “öfke” olarak adlandırmak, beynin olumsuz uyaranlara verdiği otomatik duygusal tepkinin yoğunluğunun azalmasıyla ilişkili olabilir.
Belki de bu nedenle kendimize hemen “Bunu nasıl geçireceğim?” diye sormak yerine, önce “Şu anda gerçekten ne hissediyorum?” diye sormak daha anlamlı bir başlangıç olabilir.
Acının Altında Bazen Birden Fazla Kayıp Vardır
Bir ilişkiniz bittiğinde yalnızca bir insanı kaybetmeyebilirsiniz. Onunla kurduğunuz geleceği, birlikte yapacağınızı düşündüğünüz planları ve belki de kendinizin onun yanındaki hâlini de kaybedebilirsiniz.
Birini kaybettiğinizde yalnızca o kişiyi değil; hayatınızdaki yerini, birlikte oluşturduğunuz
alışkanlıkları, yaptığınız küçük şeyleri ve onunla birlikte var olan bir parçanızı da özleyebilirsiniz.
Beklenmedik bir yaşam değişikliğinde ise yalnızca bugününüz değişmez. Geleceğe dair
bildiğinizi sandığınız şeyler de değişebilir. Bazen acının büyüklüğü tam da buradan gelir:
yaşanan olay yalnızca bir şeyi elimizden almaz, geleceğe dair kurduğumuz hikâyeyi de
değiştirebilir.
İnsan bazen yalnızca olan şeye değil, artık olmayacak olanlara da yas tutar.
“Ben Sadece Eski Halime Dönmek İstiyorum”
Terapi odasında zaman zaman duyduğum en dokunaklı cümlelerden biri şudur:
“Ben sadece eski halime dönmek istiyorum.”
O olaydan önceki kendisine dönmek ister insan. Daha az düşünen, daha kolay güvenen, hayatı daha tanıdık bulan hâline...
Bu özlem son derece anlaşılırdır. Yine de iyileşmenin en zor taraflarından biri tam burada başlayabilir: yaşadıklarımızı tamamen silerek geriye dönemeyiz.
Zorlayıcı yaşam deneyimleri yalnızca o anki duygularımızı etkilemez. Kendimiz, diğer insanlar ve dünya hakkındaki bazı inançlarımızı da sarsabilir. Daha önce güvenli gördüğümüz bir dünya daha öngörülemez, sağlam sandığımız ilişkiler daha kırılgan, kendimizle ilgili kesin bildiğimiz bazı şeyler daha belirsiz görünmeye başlayabilir.
Bu nedenle insan bazen yalnızca yaşadığı olayla değil, “Ben artık kimim?” sorusuyla da karşı karşıya kalır.
Sevdiğimiz insanlar bizi değiştirir. Kaybettiklerimiz, hayal kırıklıklarımız, ayrılıklarımız,
seçimlerimiz, başladığımız ve yarım kalan yollarımız da bizde iz bırakır. Bu değişimin her zaman iyi olduğunu söylemek zorunda değiliz. Yaşadığımız her acıyı bizi güçlendiren veya geliştiren bir deneyim olarak görmek de zorunda değiliz.
Yine de yaşananların bizde bir iz bıraktığını kabul edebiliriz.
İyileşmek her zaman eski kendimize geri dönmek değildir. Bazen yaşadıklarımızı hayat hikâyemizin bir parçası hâline getirerek yeni hâlimizle tanışmaktır.
Bir süre sonra soru “Nasıl eskisi gibi olurum?” olmaktan çıkıp “Şimdi olduğum kişiyle
hayatıma nasıl devam edebilirim?” hâline gelebilir.

İyileşme Düz Bir Çizgi Değildir
Bir süredir iyi hissedebilirsiniz ve sonra bir akşam yeniden ağlayabilirsiniz. Bir ay boyunca aklınıza gelmeyen bir şey, küçücük bir hatırlatıcıyla geri dönebilir. Böyle bir an yaşamak başladığınız yere döndüğünüz anlamına gelmez.
Zihin acı veren deneyimleri düz bir çizgide işlemez. Bazı günler günlük hayatınıza daha kolay dönebilir, başka bir gün bir ses, tarih, mekân ya da anı eski duyguları yeniden canlandırabilir.
Beynimiz yaşadığımız deneyimleri çevresindeki görüntüler, sesler, kokular ve duygularla birlikte hatırlayabildiği için bazı hatırlatıcılar beklemediğimiz anda güçlü bir duygusal tepki yaratabilir.
Bu dalgalanmalar iyileşmenin bozulduğu anlamına gelmez.
İyileşmenin en yanıltıcı taraflarından biri, onun sürekli ileri doğru ilerlemesi gerektiğine
inanmaktır. Oysa insan bazen iyi hisseder, bazen özler, bazen güler, bazen yeniden üzülür.
Hatta aynı gün içinde bunların hepsini yaşayabilir.
Acının yeniden ortaya çıkması, bugüne kadar aldığınız bütün yolu silmez.
Acı tanıdık olabilir. Yine de onun karşısında duran siz artık tamamen aynı kişi değilsiniz.
Acıyla Barışmak Ne Demektir?
Acıyla barışmak, yaşanan şeyi sevmek değildir. “İyi ki oldu” demek değildir. Affetmek zorunda olmak ya da unutmak hiç değildir.
Belki yalnızca acıyla verdiğiniz savaşı biraz azaltmaktır. Kaçmak yerine bir an durup ona
bakabilmek ve kendinize şu soruları sorabilmektir:
“Bu acı bana ne anlatıyor?”
Neyi özlüyorum? Neye kırgınım? Neyi kaybettim? Neyi kabul etmekte zorlanıyorum? Şu anda neye ihtiyacım var?
Bazen acının altında sevgi vardır. Bazen özlem, haksızlığa uğramışlık, yalnızlık ya da bir
zamanlar sahip olduğumuzu düşündüğümüz hayatın artık aynı olmayacağını kabul etmenin hüznü vardır.
Bunların hiçbirini aceleyle çözmek zorunda değiliz. Bazı duygular çözülmeden önce yalnızca fark edilmek, anlaşılmak ve bir süre bizimle kalmak ister.
Peki, Acı Geçer mi?
Belki bazı acılar geçer. Bazıları hafifler, bazıları şekil değiştirir, bazılarıysa yıllar sonra bile
zaman zaman kapımızı çalar.
İyileşmek için acının tamamen yok olmasını beklemek zorunda değiliz.
Bir gün yeniden gülebilirsiniz. Birine yeniden güvenebilirsiniz. Yeni planlar yapabilirsiniz. Sabah uyandığınızda ilk düşündüğünüz şey artık o olmayabilir. Bütün bunlar olurken yaşadığınız şey hâlâ hikâyenizin bir parçası olabilir.
Belki de iyileşmek tam olarak budur:
Acının artık hayatınızın tamamı olmaması.
Yaşadığınız şey kaybolmayabilir, ancak hayatınız onun etrafında dönmek zorunda kalmaz.
Acının yanında başka duygulara, başka insanlara, başka deneyimlere ve yeniden yaşama
isteğine de yer açılmaya başlayabilir.
Bir noktadan sonra sormamız gereken soru belki de “Bu acı ne zaman geçecek?” değil, “Bu acının yanında yeniden nasıl yaşayabilirim?” olur.
Eğer bu yazıda kendinizden bir parça bulduysanız ve taşıdığınız duygularla tek başınıza
kalmakta zorlanıyorsanız, terapi acınızı aceleyle “geçirmeye” çalışmadan onu
anlamlandırabileceğiniz, yaşadıklarınıza alan açabileceğiniz ve hayatınızda yeniden kendinize yer bulabileceğiniz güvenli bir alan olabilir.
Randevu almak veya terapi süreci hakkında daha fazla bilgi edinmek için:
Pakize Melike Emeksiz
MS, Licensed Marriage Family Therapist-Associate
Supervised by Glen R Hilton, LPC-S, LMFT-S,
Kaynak
Lieberman, M. D., Eisenberger, N. I., Crockett, M. J., Tom, S. M., Pfeifer, J. H., & Way, B. M.
(2007). Putting feelings into words: Affect labeling disrupts amygdala activity in response to affective stimuli. Psychological Science, 18(5), 421–428.


